<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bahadır Yenişehirlioğlu</title>
	<atom:link href="http://www.byenisehirlioglu.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.byenisehirlioglu.com</link>
	<description>Kişisel Web Sayfası</description>
	<lastBuildDate>Fri, 25 Nov 2011 11:50:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>DERSİM</title>
		<link>http://www.byenisehirlioglu.com/dersim/</link>
		<comments>http://www.byenisehirlioglu.com/dersim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Nov 2011 11:50:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bahadır Yenisehirlioglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ana Sayfa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.byenisehirlioglu.com/?p=680</guid>
		<description><![CDATA[DERSİM Gerçek tarih ile,saklı tarih arasındaki uçurumun giderek kapandığı ve birbirleri ile hesaplaşmak amaçlı olarak yakınlaştığı günümüzde daha konuşacağımız çok konu olacak.Amacımız gerçek Demokrasinin ülkemizde yerleşmesi ve kurumsallaşmasıdır ve bunun için saklı ve gizli hiçbirşey kalmamalı ve demokratik bir ortamda tartışılmalıdır. Konuşmanın ve gerçeklerle yüzleşmenin kimseye zararı olmaz .Bilakis aydınlığa ulaşmamızda bize çok yardımı olacakdır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>DERSİM<br />
Gerçek tarih ile,saklı tarih arasındaki uçurumun giderek kapandığı ve birbirleri ile hesaplaşmak amaçlı olarak yakınlaştığı günümüzde  daha konuşacağımız çok konu olacak.Amacımız gerçek Demokrasinin ülkemizde yerleşmesi ve kurumsallaşmasıdır ve bunun için  saklı ve gizli hiçbirşey kalmamalı ve demokratik bir ortamda tartışılmalıdır.<br />
Konuşmanın ve gerçeklerle yüzleşmenin kimseye zararı olmaz .Bilakis aydınlığa ulaşmamızda bize çok yardımı olacakdır.<br />
Dersim olaylarıda bunların başında gelmektedir.İstiklal mahkemeleri gibi .</p>
<p>1937-38 Dersim direnişi devletin Dersim’i işgal ve dağıtma girişimine karşı bir savunma savaşı olarak patlak verdi.<br />
Direnişe öngelen 1928, 29 ve 31 yıllarında Dersimliler’den birkaç kez silahlarını teslim etmeleri ve başta Alişer olmak üzere Dersim’e sığınmış Koçkiri savaşçılarını iade etmeleri istenir. Bu ısrarlı tehditler ve saldırı hazırlıkları karşısında 1932‘de Dersim’de bir kıpırdanma görülür. Karakollar ve nahiye merkezleri basılır.<br />
25 Aralık 1935‘te Tunceli Kanunu çıkarılır. Bu kanunla birlikte Dersim’in adı Tunceli olarak değiştirilir. Hemen sonra daha önce Birinci Genel Müfettişlik kapsamında bulunan Elazığ, Tunceli, Erzincan ve Bingöl’ü içeren Elazığ merkezli Dördüncü Genel Valilik kurulur (6 Ocak 1936). Bu genel valiliğin başına Dersim Valisi ve Kumandanı sıfatıyla Abdullah Alpdoğan atanır. Elazığ’da İstiklal Mahkemesi adı verilen bir askeri mahkeme kurulur. Bu mahkeme özel olarak Dersim için teşkil edilir. Tunceli Kanunu’nun geçerlik alanı sadece Dördüncü Genel Valilik kapsamına giren illerle sınırlı kalmaz. Sivas, Malatya, Erzurum ve Gümüşhane illeri de bu kanunun geçerlik alanına dahil edilirler. Böylece Tunceli Kanunu merkezi Dersim olmak üzere Kızılbaşlarla yerleşik tüm sahayı kapsamına alır. Dersim, bu kanunla “Yasak Bölge“ ilan edilir. Ülkeye giriş çıkışlar özel izne tabi tutulur.<br />
Alpdoğan, 1936‘da Dersim’in Amutka, Pulur, Karaoğlan, Sin, Haydaran, Danzig ve Burnak gibi stratejik merkezlerinde askeri kışlalar ve karakollar inşaa ettirmeye başlar. Bu merkezlerden biri de eskiden Mazgirt’e bağlı olan Mamikan (Mameki) köyüdür. Bu köy adı Tunceli olarak değiştirilen Dersim’in yönetim merkezi olarak seçilir.<br />
Demenan aşireti ile bazı Nazımiye aşiretleri kendi bölgelerinde yapımı başlatılan karakollara baskınlar düzenlemeye başlarlar. Çatışma böyle başlar (1936).<br />
Seyit Rıza, askeri vali Alpdoğan’dan tekrar tekrar Tunceli Kanunu’nun iptalini (olağanüstü rejimin lağvını) ve Dersim’in ulusal haklarının tanınmasını talep eder. Alpdoğan’ın buna yanıtı işgalci orduları Dersim’e sürmek olur. Diyarbakır’dan kalkan uçaklar Dersim’e bomba yağdırır. Çatışmalar her tarafa yayılır. Kışın gelmesiyle zorunlu olarak kesilen çatışmalar 1937‘de tekrar başlar.<br />
Devletin Dersim’e dönük bir stratejisi ve programı vardı. Amacı Dersim‘i kesin şekilde ilhak etmek ve insansızlaştırmaktı. Hazırlıklar çok yönlüydü ve Musul ve Hatay gibi sorunlar nedeniyle bir-iki kez ertelenmek zorunda kalınan Dersim harekatı ancak 1937 yılında başlayabildi.<br />
Rejimin direnişe öngelen ve bir plana göre yürütülen bu hazırlık süreci gözardı edilirse Dersim direnişinin gerçek nedenleri anlaşılamaz.<br />
İki yıla yayılan bu direnişi işgale öngelen hazırlık evresi dışta tutulursa Türk askeri harekatının evrimine bağlı olarak üç aşamaya ayırarak irdelemek gerekir. </p>
<p>İŞGAL<br />
Kahmut köprüsünün yakıldığı 20/22 Mart 1937‘den Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edildiği 15 Kasım 1937‘ye kadarki süredir.<br />
SOYKIRIM<br />
11/12 Haziran 1938‘den 10 Ağustos 1938‘e kadardır. 1938 yılı olayları “yasak bölgeler“ olarak ilan edilen İç Dersim’in neredeyse tümü (Kutudere-Kırmızı Dağ-Sin ve Halvori kuzeyindeki Haçılı Dere hattından Mercan Dağları eteklerindeki Karacakale’ye kadarki bölge) ile Koçan aşiretlerinin bölgesini (Ali Boğazı ve çevresi) boşaltma girişiminin yapıldığı 11/12 Haziran’da başlar. Bu durum 1937 direnişine katılmamış olan adı geçen iki bölgede yerleşik Kör Abbas, Bal, Keçel ve Koçan gibi aşiretlerin çetin bir direnişine yolaçar. Bu direnişler özellikle 22 Haziran’dan itibaren toplu kırımlar yoluyla bastırılır. Bu peryodun (1938 yılının) en önemli olayı adını Dersim’in Laçin aşiretinden alan ünlü Laç Deresi’nde cereyan eder. Laç Deresi’ndeki çarpışmaların en şiddetlisi ise 19-24 Temmuz arasına rastlar.</p>
<p>SÜRGÜN<br />
10 Ağustos 1938‘den 31 Ağustos 1938‘e kadardır. Bu aralıkta boşaltılmış bulunan bölge halkı ile diğer bölgelerden ayıklanıp toplananlar Batı Anadolu’ya önceden saptanmış yerlere nakledilir.<br />
İki yıla yayılan süreç içinde bazı anlar ayıklanabilir.<br />
1937 yılının kırım zamanı özellikle Alişer’in öldürüldüğü 9 Temmuz ile Sahan’ın öldürüldüğü 28 Ağustos arasına rastlar. Bu aralıktaki en kanlı olaylar 17-18 Ağustos günlerinde Bahtiyar bölgesindeki çarpışmalarda yaşanır. Seyit Rıza’nın pek çok yakını da bu çarpışmada yaşamını yitirir.<br />
1938 yılının kırım zamanı ise 22-28 Haziran arasında (boşaltılmak istenen Kalan bölgesinde Baltalı-kürekli muharebe), 19-24 Temmuz arasında (Laç Deresi’nde) ve 15 Ağustos’ta (Xeç baskını ve Xeç-Zımek toplu kırımı) yeralır.<br />
Katliamın zirvesi 1938 yılının işaret ettiğimiz peryodlarıdır.<br />
Ama 1937‘deki 17-18 Ağustos tarihi de kritik bir tarihtir.</p>
<p>1920’lerin sonları ve 30’lu yılların başlarına ilişkin raporlar, 1937-38 soykırımına öngelen dönemde Dersim’in işgalini tamamlamak ve ülkeyi insansızlaştırmak amacıyla TC devletinin yapmakta olduğu çok yönlü hazırlığın ayrıntılı bir resmini verirler. Dersim aşiretleri, herbirinin sayı ve silah gücü, karşılıklı ilişkileri ve çelişkileri konusunda ayrıntılı bilgilerin yeraldığı Jandarma Umum Kumandanlığı’nın Dersim adlı kitabı da bu hazırlığın bir parçasıdır. Bu kitap kaynak olarak MAH Raporu ve Birinci Umumi Müfettişlik (1927/8-35) raporlarına dayanıyor.<br />
MAH (Milli Amele Hizmeti), 1927’de kurulmuş Türk istihbarat teşkilatıdır. 1965 yılında adı MİT olarak değiştirilmiştir.<br />
Jandarma Umum Kumandanlığı’nın Dersim adlı kitabında dönemin İç İşleri Bakanı Şükrü Kaya’nın Başbakanlığa verdiği 18. 11. 1931 tarihli raporunun Ek bölümü Lahika başlığı altında olduğu gibi verilmektedir. Bu Ek, daha o tarihte (1931), hazırlığı yapılan saldırının başarısını takiben Dersim’de kimlerin nerelere sürgün ve iskan edileceğine ilişkin olarak Başbakanlığa sunulmuş bir plandır.<br />
Burada yaklaşık doksan aşiretten 347 önde gelen ailenin (3470 kişi) Batı’ya ve Trakya’ya sürgünü, bunlardan 72 ailenin Tekirdağ’a, 38 ailenin Edirne’ye, 56 ailenin Kırklareli’ne, 65 ailenin Balıkesir’e, 73 ailenin Manisa’ya ve 34 ailenin de İzmir’e iskanı öneriliyor. Nakliye masrafı ve güzargahı bile saptanmış (Bk. JUK’un Dersim kitabı, s. 83-121, 1932).<br />
1938 katliamı, başta Mustafa Kemal olmak üzere Türk devletinin kurucuları tarafından önceden planlanıp gerçekleştirildi.<br />
Bu kırımın önceden planlanan bilinçli bir stratejinin sonucu olduğunun kanıtları 19. yüzyıl sonlarından beri hazırlanan Dersim Raporları’nda, Türk istihbarat teşkilatı MAH’ın ve askeri müfettişliklerin raporlarında, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın raporunda, Jandarma Umum Kumandanlığı’nın Dersim adlı yayınında, Meclis konuşmaları ve dönemin Türk basınında yeralan haber ve yazılarda apaçık sergilenmektedirler.<br />
Bu belgeler üzerinde çalışılarak hazırlanacak bir dosya ile Dersim soykırımının içyüzü uluslararası kamuoyuna kolaylıkla anlatılabilir. Belli başlı dillere çevrilmesi gerekecek olan bu dosyaya ek olarak Dersim’de herkesçe bilinen toplu mezarları tek tek görüntüleyen ve 37-38 kırımına tanık olan yaşlı kuşağın ve 38 sürgünlerinin öyküsünü kaydeden bir belgesel de düşünmek gerekecektir.<br />
Olayın anlaşılmayacak bir tarafı yoktur.<br />
Osmanlı ve Türk yönetimleri kendi otoritelerini zor kullanarak Dersim’e taşımak istemiş, hatta mümkünse Dersim’i haritadan büsbütün silmek istemiş, Dersim ise buna karşı direnmiştir.<br />
İşte Devlet-Dersim çatışmasının kökeninde yatan budur<br />
Merkezi otoritenin zora başvurması ve askeri seferleri doğal olarak kendisini savunmak zorunda kalan Dersimli’nin direnişiyle karşılaştı.<br />
Bu şekilde başlayan Devlet-Dersim çatışması 1938 soykırımına dek devam etti.</p>
<p>1937-38 KATLİAMININ KRONOLOJİSİ</p>
<p>25 Aralık 1935<br />
Tunceli Kanunu çıkarıldı ve Dersim adı Tunceli olarak değiştirildi.<br />
6 Ocak 1936<br />
Elazığ merkezli Dördüncü Genel Valilik kuruldu ve başına sömürge valisi yetkileriyle General Abdullah Alpdoğan atandı. Dersim’de stratejik merkezlerde kışla ve karakol inşaasına başlandı. Ardından gelen karakol baskınlarının nedeni işgal ve soykırım hazırlıklarını önlemekti. </p>
<p>İSMET İNÖNÜ&#8217;NÜN BAŞBAKANLIĞI DÖNEMİ<br />
20/22 Mart 1937 (Kahmut Olayı)<br />
1936‘da başlatılıp kış nedeniyle ara verilen kışla-karakol inşaası 1937 Mart’ında devam ettirilince, kesintiye uğrayan direniş de Karakol baskınları tarzında yeniden başladı. S. Rıza’nın köyü ve çevresi bombalandı. Türk askeri kaynakları ve Dersim’in hafızasının kaydettiği 1937 yılının ilk olayı 20-21 veya 21-22 Mart 1937 gecesi saat 11‘de Pah-Kahmut bucaklarını bağlayan Harçik Suyu üzerindeki tahta köprünün Demenanlılar ve Haydaranlılar tarafından yakılması ve civardaki karakola baskındır. Naşit Uluğ’a göre Dersimli büyük eylemleri genellikle 22 Mart sabahı başlatır, çünkü bu tarih güneşe tapılan devirlerden kalma bir inanç gereği kutsaldır, ilkbaharın da başlangıcıdır. Onun sözünü ettiği Dersim takvimindeki Newe Marti olmalıdır.<br />
26-27 Mart veya 26 Nisan 1937<br />
Seyit Rıza’nın oğlu Bıra İbrahim (Bava), babası adına askeri harekatın durdurulmasını talep etmek üzere gittiği Hozat dönüşünde Kırğan köyü Deşt’te misafir olduğu evde uyurken öldürülür. M. Nuri, bu siyasi cinayeti Alpdoğan’ın adamı Binbaşı Şevket’in adamlarının örgütlediğini yazar.</p>
<p>S. Rıza, misilleme olarak Kırğan aşiretinin merkezi Sin bucağını ve karakolunu basar. Ordu, Kırğan aşireti eşliğinde saldırıya geçer. Böylece S. Rıza ve aşireti ile Bahtiyar aşireti de başlamış bulunan çatışmalara katılırlar. Çatışmalar fiilen toplu bir direnişe dönüşür. Aşiretler arasında genel bir birlik kurulamaz. Sadece Yukarı Abbas, Bahtiyar, Ferhad, Karabal, Yusufan, Demenan ve Haydaranlar’dan oluşan toplam 7 kadar aşiret kendi aralarında direniş için ittifak kurup Halvori-Vank civarında yemin ederler ve topluca direnişe geçerler. Alpdoğan, aşiretler arasında birleşmeleri engellemek, direniş kararı alan S. Rıza liderliğindeki yedi aşireti tecrit etmek için çabalar. Bu amaçla söylentisi dolaşan boşaltma ve sürgün kararını yalanlamaya, saklı tutmaya özen gösterir. Ajanları dolayımıyla aşiretlerarası kavgaları körükler, direnişin önderlerini ortadan kaldırmak için çalışır. S. Rıza ile bir toprak meselesi yüzünden anşlaşmazlığı bulunan yeğeni Rehberi ve çetesini kendisiyle işbirliğine ikna edip kullanır. Rehber, verilen görevleri yerine getirdikten sonra onu da öldürtür.<br />
Nisan 1937<br />
Askeri birliklere baskınlar. Direniş sürüyor.<br />
1-3 Mayıs<br />
Mazgirt’e ve Mazgirt Köprüsü’ndeki birliklere saldırı. Sabiha Gökçe’nin de katıldığı 15 uçaklık bir filo Zel, Kırmızı Dağ, Yukarı Bor (Keçizeken) çevrelerini bombalar.<br />
8 Mayıs<br />
Genelkurmay, Dördüncü Genel Valiliğe 8 Mayıs’ta genel tenkili (Bor/Kırmızı Dağ-Sin-Karaoğlan hattına ulaşacak hücüm harekatını) başlatması emrini iletir.<br />
19 Mayıs<br />
Yukardaki emir üzerine 25. Alay Kırmızı Dağ zirvesini bir saldırıyla işgal eder, tespit edilen Nazımiye-Kırmızı Dağ-Sin-Karaoğlan hattına ulaşır. Bu saldırı için 19 Mayıs gününün seçilmiş olması dikkat çekmektedir. Bu saldırının başarısı Yusufanlılar‘ın ittifak yeminini bozup direnmeyişlerine, dahası orduya destek olmalarına bağlanmaktadır. Bu ani ilerleme savaş alanındaki sivil halkın Kalan ve Kutu derelerindeki sığınaklara yerleştirilmesine neden olur. Aşiretlerin çoğu tarafsız, bir bölümü devletten yanadır. Direnenler küçük bir azınlıktır. Üstelik ittifakçıların bir bölümü saf değişmiştir.<br />
26 Mayıs<br />
Bahtiyar köylerine ordu baskını ve bu bölgede önceden boşaltıldığı görülen Resikan, Gözerek, Varuşlar, Çökerek ve Çat köylerinin yakılması.<br />
Mayıs Sonu ve Haziran Başı<br />
Haydaran, Demenan ve Yusufanlılar’dan bazıları teslim olur.<br />
18 Haziran<br />
Başbakan İnönü Elazığ’a gelerek sürmekte olan harekatı görüşür.<br />
22 Haziran<br />
Ordu birlikleri Zel, Bokir, Sıncık, Aziz Abdal dağlarını işgal ederler. Dersimli her dağ zirvesi, her bir vadi için, kısacası ülkesinin her karış toprağı için çetin bir direniş sergilerse de işgal ordusunun 19 Mayıs’ta ulaştığı hattı daha da içerilere (kuzeye) taşımasını engelleyemez. Direnişçi köyler yakılır, sürülere elkonulur.<br />
Haziran veya Temmuz<br />
Asker Tujik Dağı’nı işgal eder. Bu dağın eteğindeki İksor Vadisi’nde sığınaklarda bulunan çoğu kadın ve çocuk sivil halktan binlerce kişiyi imhaeder. Mağaraların girişi betonla kapatılarak veya ağzında ateş yakıp içine boğucu duman verilerek binlerce sivil yokedilir. Bu sırada can havliyle dışarı fırlayanlar vurulur. Kısacası İksor vadisinde tam bir katliam olur.<br />
9 Temmuz 1937<br />
Dersim ulusal hareketinin S. Rıza’dan sonraki en önemli önderi Alişer, eşi Zarife’yle birlikte Rehber ve çetesi tarafından öldürülür. Sekiz-dokuz kişilik bu çeteye Hıde Pırço (Pırço’nun oğlu Hıdır) da katılır. Alişer ve eşinin kesik başları Elazığ’daki “Dersim Fatihi“ Abdullah Alpdoğan‘a yollanır.<br />
17-18 Ağustos<br />
Bahtiyar mıntıkasında (Tokmakbaba-Titenik-Sarıoğlan üçgeninde) çetin çarpışmalar. S. Rıza’nın ikinci eşi, büyük oğlu Şeyh Hasan, üç torunu ve bin kişilik kuvveti bu çarpışmada katledilirler. Bazı kaynaklar bu çatışmaların Koçan mıntıkasında yaşandığını söylerse de bu doğru görünmüyor.<br />
28 Ağustos<br />
Bu sıralarda direnişe S. Rıza ve Sahan önderlik etmekteydiler.<br />
5-13/15 Eylül<br />
S. Rıza Erzincan’a giderken veya gittiğinde yakalanır. Bir söylentiye göre yakalandığında komşu illere kaçmaya çalışıyordu. Bir diğerine göre kaçma girişimi yoktur. Kendi kararıyla Erzincan jandarmasına teslim olmuştur. Bir başka yoruma göre Erzincan valisi aracılığıyla görüşmeye çağrıldığı Erzincan’da beraberindekilerle birlikte tutuklanır. Bazı yaşlılara göre gittiği Pülümür yöresinde ihbar edilip yakalatılmış ya da bu ihbar üzerine gidip teslim olmuştur. Kaynaklarda Eylül’ün 5‘inde veya 10‘unda yakalandığı yazılıdır. Seyit Rıza’nın yakalandığı haberini 13-14-15 Eylül tarihli Tan, Kurun, Ulus gibi gazeteler vermektedir. Yakalanışına ilişkin ilk haber 13 Eylül tarihli gazetelerde çıkar. Türk basını ve yetkilileri ondan “Dersim’in en ileri ve son sergerdesi“ diye sözederler. Seyit Rıza’nın yakalanması üzerine Mustafa Kemal, İsmet İnönü, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve 3. Ordu Müfettişi Kazım Orbay Abdullah Alpdoğan’a bu başarısı nedeniyle kutlama mesajları gönderir, bunu Alpdoğan’ın tarihi bir başarısı olarak tanımlarlar.<br />
Ekim ayı ortaları<br />
S. Rıza Erzincan’dan Elazığ’a götürülüp orda toplanmış bulunan diğer Dersimli esirlerle birlikte (toplam 58 kişi oldukları anlaşılıyor) askeri mahkemede Dersim’i isyana teşvikten ve bu isyana katılmaktan dolayı yargılanır.<br />
15 Kasım<br />
Ekim ayı ortasında başlayan sözde yargılama 15 Kasım’da biter. 14 kişi beraat eder. Seyit Rıza da dahil 7 kişi idama, 37 kişi ağır hapis cezalarına mahkum edilir. 15 Kasım’da Seyit Rıza (1860/62-1937) ve diğer altı kişi Elazığ Buğday Meydanı’nda şafakla birlikte infaz edilirler. Bu altı kişi, S. Rıza’nın oğlu Resik Hüseyin, Kamer Ağa’nın oğlu Yusufanlı Fındık, Şeyhan reisi Usê Seydi, Demenan reisi Cebrail veya oğlu, Kureşanlı Hasan ve Haydaranlı Kamer Ağa’dırlar.<br />
Bu idamlarala birlikte 1937 yılı direnişi sona erer.<br />
Zamanın Başbakanı İsmet İnönü ,Seyit Rıza ve beraberindekilerin idamı üzerine verdiği demeçte, “Dersim meselesini ortadan kaldırdık&#8230;Dersim müşkilesinden kurtulduk“ derken, Cumhuriyet gazetesi başyazarı Yunus Nadi, “Tarihe Gömülen Dersim’e Dair“ başlıklı 18 Kasım 1937 tarihli yazısında, “Senelerden beri adına Dersim denilen mesele tarihin ummanına katılmış ve ebeddiyen ölmüştür“ demektedir. Görüyoruz ki tarih yeniden gün yüzüne çıkıyor ve kendini gösteriyor hiçbir şey kapatılamıyor.</p>
<p>CELAL BAYAR&#8217;IN BAŞBAKANLIĞI DÖNEMİ<br />
2 Ocak<br />
Dördüncü Genel Valiliğin Munzur-Merho-Mercan dereleri arasındaki bölgeyi ve Kalan Deresi havzasını boşaltma kararı ve bu kararı uygulama girişimi. Bunun üzerine Ovacık’tan gelen yedi jandarma devletin o tarihe kadar gizli tutulan asıl amacını ve 1937 direnişine katılmamış olmakla yaptıkları vahim yanlışı yeni farkeden Kör Abbas, Keçel ve Bal aşiretlerinden direnişçiler tarafından Mansul Uşağı Köyü’nde öldürülürler. Ardından Mercan Karakolu basılır. Bu sırada iki asker daha öldürülür. 1938 Ocağının başında sıranın kendilerine geldiğini anlayan adı geçen bölge aşiretleri ittifak halinde direnme kararı alırlar. “Askeri içimize sokmayalım, silahlanalım, ittifak yapmazsak hepimizi tek tek kıracaklar“ diyerek direnişe geçerler. 1937‘deki Kahmut Köprüsü baskını nasıl kasıtlı olarak birinci askeri harekatın sebebi gibi gösterildiyse, Mansul Uşağı Olayı da bazı kaynaklar tarafından 1938‘deki İkinci harekatın nedeni gibi sunulmaya çalışıldı. Her iki olay da TC ordusu tarafından birer bahane gibi kullanıldılar. 1938‘deki ikinci harekat çevre illerden orduların aktarılması ve diğer hazırlıklar nedeniyle, daha da önemlisi dış dünyanın tepkisini çekmeyecek daha uygun bir fırsatın kollanması sebebiyle ancak 11-12 Haziran’da başlar.<br />
11-12 Haziran<br />
İkinci harekatın (1938 harekatı) başlangıcı. Her taraftan Dersim’e giren TC orduları Kalan-Merho-Mercan vadilerindeki halkı boşaltmayı amaçlar.<br />
19-22 Haziran<br />
Boşaltılmak istenen diğer bölge Ali Boğazı ve çevresidir. 19-22 haziran günlerinde bu bölgede oturan Koçan grubu aşiretleri (Koç, Şam, Resik) de direnişe geçerler. 19 Haziran’da Amutka Karakolu kuşatılır ve çevredeki Türk birliklerine saldırılır. Çarpışmalar 22 Haziran’a dek sürer. 22 Haziran’da Koçan aşiretleri Ali Boğazı’na sığınmak zorunda kalırlar. Uçak filoları Ali Boğazı’na bomba yağdırır.</p>
<p>24-30 Haziran<br />
24 Haziran günü İç Dersim’deki Dolu Baba (Tujik) işgal edilir. Ordunun köylerini ateşe verip halkını boşaltmaya çalıştığı Kırgat, Boduk, Midrik, Mitgel, Hotar, Ariki, Tenkali, Meraş, Keçeler köyleri ve Hikü mezrasının silahsız sivil halkı balta ve küreğe sarılır. Baltalı kürekli bu muharebe 28 Haziran’da kanla bastırılır. 29 Haziran’da Karasakal zirvesi işgal edilir. Reşat Hallı’nın verdiği rakkama göre 11-12 Haziran’dan 29 Haziran’a kadar tam 60 köy boşaltılır ve yakılır. Köyler ve ormanlar ateşe verilir, hayvanları dahil halkın nesi varsa “ganimet“ (ganimet, düşmandan ele geçirilen mala denir) olarak gaspedilir, sivil halk ve direnişçiler kurşuna dizilmek veya batıya sürülmek üzere “esir“ (düşmanın ele geçirdiği insanlar) edilip belirli noktalarda toplanır.<br />
Başbakan Celal Bayar, 29-30 Haziran 38‘de TBMM’de yaptığı konuşmada “ordularımız pek yakın zamanda&#8230;Dersim mıntıkasının sakinlerini tamamen kaldıracak ve bu meseleyi esasından kesecektir“ der. </p>
<p>2 Temmuz‘da asker Ahpanos, İksor ve Tujik dağına hücum eder. Çetin bir muharebenin sonucunda Tujik zirvesi işgal edilir. Kaçış yolları kapatılıp bir uçak filosu eşliğinde tek çıkış yolu olarak kasıtlı şekilde açık bırakılan Kalan Deresi’nde kırım yapılır. Devletin “haydut“ diye sözettiği 3 direnişçi kendilerini uçurumdan atarlar. 14-16 Temmuz’da Kalan ve Demenan direnişçilerinin imhasına çalışılır. Mağaralar ayrı ayrı abluka edilir. Kalan Deresi ve Demenan mıntıkası kasıp kavrulur. Ardından İç Dersim’de 1938‘deki zorlu muharebelerin ağıtlara konu olan en ünlüsü, Laç Deresi (Dere Laçinu) muharebesi olur. Laç Vadisi’ndeki çarpışmaların en şiddetlisi 19-24 Temmuz günleri arasında yeralır. Dersim’in en namlı silahşörleri Laç’ta birlikte dövüşür ve yarım asırdan çoktur dilden dile dolaşan bir destan yaratırlar.<br />
TC ordusunun hedefi direnişin son sığınağı olan Laç Deresi’ni ele geçirmekti. Üç dört koldan kuşatılan Laç Deresi inatla direnir. Sonunda direniş kırılırsa da sade halk arasında direnişçilerin intikamlarını fazlasıyla aldıkları inancı yaygındır: “Ma hefe xo quret, hefe tayine ki serra quret“.<br />
Halk, direnişçilerin tüfeklerinin arkasında yiğitçe düştükleri için onur duymaktadır: Mordem uyo ke pe tıfonge hode bımıro!<br />
Direniş kırıldıktan sonra vadinin tabanındaki mağaralar ve kayalıklar kuşatılır. Top ve makinalı ateşi ve tahrip kalıpları atılarak bu mağaralar içindekilerle birlikte imha edilir. Dışarı fırlayanlar vahşice öldürülür. Kimisi kendisini Munzur Suyu‘na atarak intihar eder. 19-24 Temmuz arasındaki çarpışmalarda Laç’ta 216 direnişçi katledilir. Kırık Mağara’da dinamitle imha edilmekten korkan ve R. Hallı’ya göre aralarında Demenan’ın en önemli kolbaşılarından Hese Gewe ile Demenan reisi Cebrail Ağa’nın oğlu Hüseyin’in de bulunduğu 42 direnişçi teslim olur.<br />
Ardından 27-30 Temmuz günleri arasında Mameki ve Erzincan tugayları ile Haydaran bölgesine yönelinir. Vartinik, Göldağı, Zel Dağı, Hengırvan, Zağge, Aşağı Rabat, Kutu Deresi girişi, Kerenko, Karasakal ve Buyer Bava’yı kapsayan tüm bölge kuşatılır.<br />
1-10 Ağustos<br />
Kuşatılan Haydaran bölgesindeki tüm direnişçiler mağaralarda sıkıştırılır. 100‘den çok direnişçi öldürülür. 2-3 Ağustos’ta mağara ve kaya kovukları aranır. Çok sayıda direnişçi ve hayvan imha edilir. Hayvanlar ve eşyalar müsadere edilir. Direnişçi köyler yakılır.<br />
Ardından sıra genel bir taramaya gelir.<br />
10-31 Ağustos (“Üçüncü Askeri Harekat“)<br />
Bu harekat toplama, toplu halde kurşuna dizme ve 1931‘de İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın raporunda planlanan Batıya toplu sürgünün hayata geçiriliş safhasıdır. Bu tarihler arasında Dersim’in her tarafında aynı anda başlatılan ve amacı “girilmemiş hiç bir yer bırakmamak“ olan genel bir operasyon yapılarak ‘yasak bölgeler‘in içinden ve dışından en az 5-7 bin kişinin (aşiret reisleri, kolbaşılar, seyitler ve aileleri) batı illerine nakli ve iskanı başlatılır </p>
<p>Eteklerimizdeki taşladı dökme zamanıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.byenisehirlioglu.com/dersim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KAMUFLAJ</title>
		<link>http://www.byenisehirlioglu.com/kamuflaj/</link>
		<comments>http://www.byenisehirlioglu.com/kamuflaj/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Nov 2011 11:26:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bahadır Yenisehirlioglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ana Sayfa]]></category>
		<category><![CDATA[YAZILAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.byenisehirlioglu.com/?p=675</guid>
		<description><![CDATA[Başarı pek çok fayda sağladığı gibi ,bir kurumun global başarısı içerisinde yer alan alt katmanlardan yukarıya doğru yapılanma içerisinde pek çok yetersiz kişilikleri de içinde barındırarak başarı örgüsü içerisinde kamufle eder.Bu genel başarının en büyük handikapıdır.  Narsist kişilik bozukluğu yaşayanlar kendileri bu durumun farkına varmazlar ve içlerinde yer aldıkları genel başarının kendilerine sanal olarak yüklediği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başarı pek çok fayda sağladığı gibi ,bir kurumun global başarısı içerisinde yer alan alt katmanlardan yukarıya doğru yapılanma içerisinde pek çok yetersiz kişilikleri de içinde barındırarak başarı örgüsü içerisinde kamufle eder.Bu genel başarının en büyük handikapıdır.  Narsist kişilik bozukluğu yaşayanlar kendileri bu durumun farkına varmazlar ve içlerinde yer aldıkları genel başarının kendilerine sanal olarak yüklediği artı ile zıvanadan çıkmaya başlarlar.  Egosu yüksek olan kişiler nasıl bir duygu dünyasına sahiptirler? Bu kişiler dünyada neden kendilerini tek ve biricik olarak görürler? Çok çalışkan ama rekabetçi, sürekli övgüyle beslenen, eleştirilere karşı aşırı duyarlı olan bu kişiler dünyada dost bulamayan insanlardır. Başkalarına empati yapamayan, acıyamayan, yardımdan nefret eden, karşısındaki kişileri her zaman ezen ve küçük düşüren yapıya sahiptirler.Bu tür kişilik yapısına sahip olanlar içinde yer aldıkları genel yapının içerisinde kendilerinden farklı düşünen yada kendisi gibi düşünen ama kendisini eleştiren insanlara karşı acımasızdırlar ve onları güdülecek varlıklar olarak görürler.   -Narsisistik nedir?  Narsisist kendisini fazla beğenen, üstün gören, hep takdir ve ilgi bekleyen, imtiyazlı olduğuna inanan, özel muamele bekleyen kişidir.  Narsisist kişiliğin altında, paradoksal olarak, derin bir kendine güvensizlik yatar. Nitekim bu kişiler çok alıngan, eleştiriye oldukça tahammülsüz insanlardır. Şuuraltı bu kendine güvensizliği bir nevî bastırarak kendini aşırı beğenen insanı üretir. Narsisistler ayrıca empati kuramayan, başkalarının duygularını anlayamayan kişilerdir. Kendine güvensizlikle başkalarını anlayamama birleşince, narsisistik kişilik gelişir.Kendine rakip olarak gördükleri her varlığı yok etme ve ayağını kaydırma narsistler için en önemli konudur ve bunun için her yol mübahtır.  Narsisistler övgüyle beslendikleri için, çok çalışırlar. Dolayısıyla hayatta başarı kazanma, iyi bir yere gelme ihtimalleri yüksektir. Başarı, kendini beğenmişliklerini iyice besler, böylece narsisistin yakın çevresiyle ilişkisi iyice bozulur. Parlak bir statüsü olan, ama yalnız bir insan vardır tepelerde bir yerde. Çalışkan olmayan, başarı kazanamayan narsisistlerin de hayatları kötüdür, çünkü çok ihtiyaç duydukları övgüyü bir türlü elde edemezler.   Narsisistler elitist davranışa eğilimlidirler. Statüsü yüksek arkadaşlar edinmek, iyi yerlere gitmek, iyi arabalara binmek isterler. İnsanları ezmekten çekinmezler, kendileri en üstün oldukları için, başkalarını ezmek doğal davranışlarıdır.  Politikacıların da narsisist olduklarını söyleyebilir miyiz?  Her politikacı elbette narsisist değildir. Fakat politikanın narsisistler için cazip bir alan olduğunu söyleyebiliriz.   Önemli özelliklerinden biri empati eksikliğidir. Başkalarının duygularını anlayamazlar. Zaten başkalarını önemsemezler. Başkaları, ancak kendilerini övmek, onaylamak için vardır. Bu yüzden yakın ilişkileri; evlilik ve yakın dostlukları sürdüremezler. Fedakarlığı hep başkalarından beklerler, çünkü onlar uğruna her türlü fedakarlığın yapılacağı insanlardır. Vermezler, alırlar. Aşkta bile, beğenilmek için vardırlar. Başkalarının hakkını çiğnemekten çekinmezler, hatta hak çiğnediklerinin farkına bile varmazlar, zaten her şeyin kendi hakları olduğuna inanırlar. Çıkarcıdırlar.    Empati kuramadıkları için, acıma duyguları zayıftır. Acıma gösterseler bile, yüzeyseldir, derin değildir.Politik tavırları samimiyetsizdir.Kullandıkları kelimeler samimiyet içerse bile gerçek değil çıkar amaçlıdır.  Yardım ve sosyal sorumluluk, narsisist için, iyi bir gösteri alanıdır. &#8216;Sağ elin verdiği ni sol el bilmesin&#8217; türü yardım anlayışı narsisistin kitabında yazmaz.Bu yüzden daimi olarak yaptıkları belgelensin ve bilinsin isterler.Huzur evlerini ziyaret ederken objektiflere poz vermek gibi traji komik örnekler sergilerler.Bu kişiler asla kendi kapasitelerinin farkında değillerdir. Entelektüel donanımdan uzaktırlar.Bunu kendileri de bilir ama asla itiraf edemezler.Çevrelerinin şakşakçı güruhu bu durumu daha da azdırır.   Yad edilmeyi istemek, mutlaka narsisist olmak anlamına gelmez. Ama narsisistler her türlü hayır işini hayran edinmek için yaparlar.Bu onlar için rızai ilahiyi elde etmek amaçlı değil sadece popileritelerinin artması içindir.    Politik çalışmaların daha ziyade il ve ilçe bazında donanımsız ama içinde yer aldıkları global başarının bir parçası olarak kendini kabul eden kişilikler , genel olarak içinde yer aldıkları siyasi yapıya da davranışları ile zarar verirler.Her yerde önde olmak,bürokrasinin kendisini tanıma ve kabul etme dediklerini yapma istek ve arzuları ile asla reddedilsin istemezler ve asla Dermokrasiye inanmazlar.   Toplumumuzun genel olarak bu insanları bulundukları önemsiz makam ve mevkilerinden dolayı çeşitli sıfatlar ile tanımlıyarak yüceltmeleri bu insanları yanlış yapıyorum düşüncesinden çok ötelere doğru savurur ve iflah etmezler.   Siyaset kurumunun ileri gelenleri her ne kadar bu durumu bilseler bile siyaseten buna sessiz kalırlar ve fakat dayanılmaz bir hale geldiğinde yaptırım uygularlar .   Kimsenin önünde eğilmemek ve bu kişiliklere hadlerini bildirmek ümidi ile.Başarının Kamufle Ettiği Küçük Kişilikler BAŞARININ KAMUFLE ETTİĞİ KÜÇÜK KİŞİLİKLER ve POLİTİKA  Başarı pek çok fayda sağladığı gibi ,bir kurumun global başarısı içerisinde yer alan alt katmanlardan yukarıya doğru yapılanma içerisinde pek çok yetersiz kişilikleri de içinde barındırarak başarı örgüsü içerisinde kamufle eder.Bu genel başarının en büyük handikapıdır.  Narsist kişilik bozukluğu yaşayanlar kendileri bu durumun farkına varmazlar ve içlerinde yer aldıkları genel başarının kendilerine sanal olarak yüklediği artı ile zıvanadan çıkmaya başlarlar.  Egosu yüksek olan kişiler nasıl bir duygu dünyasına sahiptirler? Bu kişiler dünyada neden kendilerini tek ve biricik olarak görürler? Çok çalışkan ama rekabetçi, sürekli övgüyle beslenen, eleştirilere karşı aşırı duyarlı olan bu kişiler dünyada dost bulamayan insanlardır. Başkalarına empati yapamayan, acıyamayan, yardımdan nefret eden, karşısındaki kişileri her zaman ezen ve küçük düşüren yapıya sahiptirler.Bu tür kişilik yapısına sahip olanlar içinde yer aldıkları genel yapının içerisinde kendilerinden farklı düşünen yada kendisi gibi düşünen ama kendisini eleştiren insanlara karşı acımasızdırlar ve onları güdülecek varlıklar olarak görürler.   -Narsisistik nedir?  Narsisist kendisini fazla beğenen, üstün gören, hep takdir ve ilgi bekleyen, imtiyazlı olduğuna inanan, özel muamele bekleyen kişidir.  Narsisist kişiliğin altında, paradoksal olarak, derin bir kendine güvensizlik yatar. Nitekim bu kişiler çok alıngan, eleştiriye oldukça tahammülsüz insanlardır. Şuuraltı bu kendine güvensizliği bir nevî bastırarak kendini aşırı beğenen insanı üretir. Narsisistler ayrıca empati kuramayan, başkalarının duygularını anlayamayan kişilerdir. Kendine güvensizlikle başkalarını anlayamama birleşince, narsisistik kişilik gelişir.Kendine rakip olarak gördükleri her varlığı yok etme ve ayağını kaydırma narsistler için en önemli konudur ve bunun için her yol mübahtır.  Narsisistler övgüyle beslendikleri için, çok çalışırlar. Dolayısıyla hayatta başarı kazanma, iyi bir yere gelme ihtimalleri yüksektir. Başarı, kendini beğenmişliklerini iyice besler, böylece narsisistin yakın çevresiyle ilişkisi iyice bozulur. Parlak bir statüsü olan, ama yalnız bir insan vardır tepelerde bir yerde. Çalışkan olmayan, başarı kazanamayan narsisistlerin de hayatları kötüdür, çünkü çok ihtiyaç duydukları övgüyü bir türlü elde edemezler.   Narsisistler elitist davranışa eğilimlidirler. Statüsü yüksek arkadaşlar edinmek, iyi yerlere gitmek, iyi arabalara binmek isterler. İnsanları ezmekten çekinmezler, kendileri en üstün oldukları için, başkalarını ezmek doğal davranışlarıdır.  Politikacıların da narsisist olduklarını söyleyebilir miyiz?  Her politikacı elbette narsisist değildir. Fakat politikanın narsisistler için cazip bir alan olduğunu söyleyebiliriz.   Önemli özelliklerinden biri empati eksikliğidir. Başkalarının duygularını anlayamazlar. Zaten başkalarını önemsemezler. Başkaları, ancak kendilerini övmek, onaylamak için vardır. Bu yüzden yakın ilişkileri; evlilik ve yakın dostlukları sürdüremezler. Fedakarlığı hep başkalarından beklerler, çünkü onlar uğruna her türlü fedakarlığın yapılacağı insanlardır. Vermezler, alırlar. Aşkta bile, beğenilmek için vardırlar. Başkalarının hakkını çiğnemekten çekinmezler, hatta hak çiğnediklerinin farkına bile varmazlar, zaten her şeyin kendi hakları olduğuna inanırlar. Çıkarcıdırlar.    Empati kuramadıkları için, acıma duyguları zayıftır. Acıma gösterseler bile, yüzeyseldir, derin değildir.Politik tavırları samimiyetsizdir.Kullandıkları kelimeler samimiyet içerse bile gerçek değil çıkar amaçlıdır.  Yardım ve sosyal sorumluluk, narsisist için, iyi bir gösteri alanıdır. &#8216;Sağ elin verdiği ni sol el bilmesin&#8217; türü yardım anlayışı narsisistin kitabında yazmaz.Bu yüzden daimi olarak yaptıkları belgelensin ve bilinsin isterler.Huzur evlerini ziyaret ederken objektiflere poz vermek gibi traji komik örnekler sergilerler.Bu kişiler asla kendi kapasitelerinin farkında değillerdir. Entelektüel donanımdan uzaktırlar.Bunu kendileri de bilir ama asla itiraf edemezler.Çevrelerinin şakşakçı güruhu bu durumu daha da azdırır.   Yad edilmeyi istemek, mutlaka narsisist olmak anlamına gelmez. Ama narsisistler her türlü hayır işini hayran edinmek için yaparlar.Bu onlar için rızai ilahiyi elde etmek amaçlı değil sadece popileritelerinin artması içindir.    Politik çalışmaların daha ziyade il ve ilçe bazında donanımsız ama içinde yer aldıkları global başarının bir parçası olarak kendini kabul eden kişilikler , genel olarak içinde yer aldıkları siyasi yapıya da davranışları ile zarar verirler.Her yerde önde olmak,bürokrasinin kendisini tanıma ve kabul etme dediklerini yapma istek ve arzuları ile asla reddedilsin istemezler ve asla Dermokrasiye inanmazlar.   Toplumumuzun genel olarak bu insanları bulundukları önemsiz makam ve mevkilerinden dolayı çeşitli sıfatlar ile tanımlıyarak yüceltmeleri bu insanları yanlış yapıyorum düşüncesinden çok ötelere doğru savurur ve iflah etmezler.   Siyaset kurumunun ileri gelenleri her ne kadar bu durumu bilseler bile siyaseten buna sessiz kalırlar ve fakat dayanılmaz bir hale geldiğinde yaptırım uygularlar .   Kimsenin önünde eğilmemek ve bu kişiliklere hadlerini bildirmek ümidi ile.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.byenisehirlioglu.com/kamuflaj/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TERÖR KONUSUNDA ÖNERİLER</title>
		<link>http://www.byenisehirlioglu.com/teror-konusunda-oneriler/</link>
		<comments>http://www.byenisehirlioglu.com/teror-konusunda-oneriler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Oct 2011 11:54:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bahadır Yenisehirlioglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ana Sayfa]]></category>
		<category><![CDATA[YAZILAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.byenisehirlioglu.com/?p=669</guid>
		<description><![CDATA[Bölgedeki en öncelikli problemin işsizlikdir .Yabancı sermayenin acilen bu bölgeye yatırım yapmasının önü açılmalı bu konuda her türlü teşvik gerçekleştirilmeli ve acilen istihdamın oluşturulması sağlanmaladır.Yerli sermayenin bu konudaki çalışmalarıda örnek teşkil edecekdir. - Bölgeye özgü, özel bir teşvik sistemi geliştirilmesine ve verilen teşviklerin takip edilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bölgeye yatırım yapmak isteyen tüm yatırımcılar için pozitif [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bölgedeki en öncelikli problemin işsizlikdir .Yabancı sermayenin acilen bu bölgeye yatırım yapmasının önü açılmalı bu konuda her türlü teşvik gerçekleştirilmeli ve acilen istihdamın oluşturulması sağlanmaladır.Yerli sermayenin bu konudaki çalışmalarıda örnek teşkil edecekdir.<br />
- Bölgeye özgü, özel bir teşvik sistemi geliştirilmesine ve verilen teşviklerin takip edilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bölgeye yatırım yapmak isteyen tüm yatırımcılar için pozitif ayrımcılık yapılması, Bölgedeki istihdamı ve ekonomiyi sürekli canlı tutmak amacıyla devletin kendisinin bölgeye bizzat yatırım yapması, kar amacı gütmeden, gerekirse ortaya çıkacak zararları da karşılamak suretiyle bu yatırımların desteklenmesi, devamlılığının sağlanması çok önemlidir.<br />
- Bölgenin en önemli geçim kaynağı olan ancak terör yüzünden çok gerileyen tarım ve hayvancılığın yeniden cazip hale getirilmesi sağlanmalıdır. İlgili bakanlıklar ve yerel idareler, modern tarım ve hayvancılık teknikleri konusunda bölgede seferberlik başlatmalıdır. Bu bağlamda bölgedeki hayvancılık ve tarım sektörünün desteklenmesi, GAP İdaresine bağlı olarak sürdürülen başta tarımsal olmak üzere tam yatırımların hızlandırılması amacıyla bütçe ödeneklerinin artırılması ciddi fadalar sağlıyacakdır.<br />
- Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizin tarihi, kültürel ve coğrafya açısından turizm potansiyeli yüksektir. İstikrar ve güven ortamı sağlanarak, sosyal ve ekonomik alt yapı yatırımları tamamlanarak, bölgede turizmin canlandırılmasına yönelik tedbirler alınması, düzenlemeler yapılması bölge insanı açısından son derece faydalı olacakdır.<br />
- Çözümlerin parlamento çatısı altında aranması yoluyla insan hakları, hukukun üstünlüğü, katılımcı ve çoğulcu demokratik anlayışın bölgede hakim olmasına yönelik devlet, sivil toplum kuruluşları ve meslek kuruluşları arasındaki dia loğun güçlendirilmesi gerekmekte ve demokratik adımlardan asla taviz verilmemeli İnsan hakları ihlaller yakinen takip edilmelidir.<br />
- Gösteri yürüyüşleri ve sokak hareketlerinden işyerleri zarar görerek mağdur olan esnaf ve sanatkarların zararlarının tazmin edilmesi kardeşlerimizin Devletin arkalarında olduğunu vurgulaması açısından çok önemlidir.<br />
- Piyasada canlılık yaratmak amacıyla bölgedeki esnaf ve sanatkarların vergi ve sosyal güvenlik primlerinin yüzde 50 oranında düşürülmesi. Halen borçlu bulunan esnaf ve sanatkarların vergi ve prim borçlarının uygun bir formülle yeniden yapılandırılması gerekmektedir.Ayrıca Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizin tarihi, kültürel ve coğrafya açısından turizm potansiyeli yüksektir. İstikrar ve güven ortamı sağlanarak, sosyal ve ekonomik alt yapı yatırımları tamamlanarak, bölgede turizmin canlandırılmasına yönelik tedbirler alınması, düzenlemeler yapılması önemli bir hareket olacakdır.<br />
- Diğer bölgelerde olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde de esnaf-sanatkarların yok olmasında önemli rol oynayan perakende sektörünün sorunlarının çözümüne ilişkin yasal kuralların söz verildiği gibi bir an önce eşit ve adil bir anlayışla hayata geçirilmesi vatandaşı ciddi olarak rahatlatacaktır. Terörle mücadelede kurumlar arası uyum, koordinasyon ve işbirliğinin önemi çok büyüktür., &#8216;Bu uyum, merkezden başlayarak il, ilçe ve köylere kadar yansıtılmalı ve terörle mücadele eden güçler devletin bütün unsurlarını uyum içinde arkalarında hissetmelidirler&#8217; dedi.Bu güvenin verilmesi hayati önem arzetmektedir.<br />
Ayrıca Bölgenin genel yapısı Maneviyat açısından son derece güçlü olduğundan bu konuda dikkatli bir çalışmanın yürütülmesi ve Devlet tarafından teşvik edilmesi gerekli olacakdır.Bu çalışmalar Diyanet İşleri başkanlığının nezaretinde gerçekleştirilmeli .Radikal örgütlere bu konuda fırsat verilmemelidir.Buranın yerel manevi liderleri ile de direkt temas halinde olmak ciddi faydalı sonuçlar verecekdir.<br />
Ayrıca PKK nın Marksist bir yapılanma içerisinde olduğu ve Manevi değerlere karşı asla saygılı olmadığının altı çizilmeli ve PKK nın sadece Kürt vatandaşlarımızdan değil içinde farklı ırk ve kimlilerdeki de barındıran kompleks bir yapı olduğu halkımıza anlatılmalıdır.<br />
Ayrıca vatandaşların kendi dillerinde eğitim almaları bunun yanında Türkçeyi öğrenmeleri cehaletin ortadan kaldırılması konusunda önemli bir aşama oluşturacakdır.<br />
Bölgede görev yapacak profesyonel ordunun acilen hayata geçirlmesi ve sınır güvenliğinin bu yetişmiş ve tam techizatlı birlilere devir edlmesi gerekmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.byenisehirlioglu.com/teror-konusunda-oneriler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DEPREMİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ</title>
		<link>http://www.byenisehirlioglu.com/depremin-dusundurdukleri-2/</link>
		<comments>http://www.byenisehirlioglu.com/depremin-dusundurdukleri-2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Oct 2011 11:53:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bahadır Yenisehirlioglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ana Sayfa]]></category>
		<category><![CDATA[YAZILAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.byenisehirlioglu.com/?p=667</guid>
		<description><![CDATA[Yer yüzüne indirildiğimiz günden beri hep yapmamız ve hatırlamamız gereken iki şey bugünlere kadar ulaşageldi.Bunlar bizi yaratan Allahı ,ve kardeşlik duygusuydu hiç unutmamaktı.İnsanoğlu zaman içerisinde bu iki gerçeyi kah unuttu ,kah hatırladı. Kaynağı bir olan İnsanoğlu çoğu zaman bu kardeşlik duygusunu ,başına gelen felaketler ile daha derinden hatırladı. Bu millet bütün dünyaya parmak ısırtacak bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yer yüzüne indirildiğimiz günden beri hep yapmamız ve hatırlamamız gereken iki şey bugünlere kadar ulaşageldi.Bunlar bizi yaratan Allahı ,ve kardeşlik duygusuydu hiç unutmamaktı.İnsanoğlu zaman içerisinde bu iki gerçeyi kah unuttu ,kah hatırladı.</p>
<p>Kaynağı bir olan İnsanoğlu çoğu zaman bu kardeşlik duygusunu ,başına gelen felaketler ile daha derinden hatırladı.<br />
Bu millet bütün dünyaya parmak ısırtacak bir alicenaplık ile hep mazlumun yanında yer almış ve kadirşinaslığını her zaman göstermiştir.Bu gün olduğu gibi.</p>
<p>Son deprem felaketi ile de gördükki bu Millet bu derin hasletlerini hiç unutmadı .Ne din,ne dil,ne ırk ayırımları bile bu güçlü duyguyu silemedi ,engelleyemedi.Zira bu milletin genetik şifresinde mazlumun yanında olmak var.</p>
<p>Bu deprem bir felaket olarak görülse de her şerde bir hayır vardır gereği Milletimizin birlik ve beraberliğinin ortaya konulması açısından ciddi bir turnusol kağıdı vazifesi görmüştür.Milletimiz zor durumda kalan kardeşlerinin yardımına koşmuş ve kardeşliğin nasıl ortaya konulması gerektiğinin en güzel örneklerini sergilemiştir.</p>
<p>Her ne kadar PKK terör örgütü ve onun işbirlikçileri yardımların halkımıza ulaşmaması için ciddi çalışmalar yürütmüşler ve halkımız arasında spekülatif dedikodular yayarak halkımız arasında nifak tohumları ekmeye çalışmışlarsada,kendi varlıklarını ölüm üzerine ve menfaat üzerine kuran bu şer örgütü başarılı olamamış halkımızın alicenaplığı karşısında güneş altında kalan kar gibi erimiştir.</p>
<p>İçinde farklı ırk ve dini inaçlara sahip unsurları barındıran PKK aslada başarılı olamıyacaktır. Deprem sonucu gün gibi ortaya çıkan kardeşlik ve dayanışma ruhu bu kanlı örgüt için zehir etkisi yapacakdır.Çocuğu,öğrencisi,yaşlısı,erkeği,kadını özveri ve üstün bir gayret ile yardımların kardeşlerimize ulaşması konusunda çalışmaktadır.</p>
<p>Gün gibi ortaya çıkmıştır ki PKK kanlı terör örgütü başka bir vakıa Kürt kardeşlerimiz başka bir vakıadır.Bu husus asla birbirine karıştırılmamalı.Kin ve ayrılık tohumları ekecek her türlü girişimden uzak kalınmalıdır.</p>
<p>Ölen kardeşlerimize Allahtan rahmet ,yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyoruz.</p>
<p>Bu Millet bütün unsurları ile büyüktür ve asla yıkılmıyacaktır.PKK şer örgütünün sonu gelmiştir.Kardeşliğimize devam ,devam</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.byenisehirlioglu.com/depremin-dusundurdukleri-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DEPREMİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ</title>
		<link>http://www.byenisehirlioglu.com/depremin-dusundurdukleri/</link>
		<comments>http://www.byenisehirlioglu.com/depremin-dusundurdukleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Oct 2011 11:48:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bahadır Yenisehirlioglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ana Sayfa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.byenisehirlioglu.com/?p=665</guid>
		<description><![CDATA[Yer yüzüne indirildiğimiz günden beri hep yapmamız ve hatırlamamız gereken iki şey bugünlere kadar ulaşageldi.Bunlar bizi yaratan Allahı ,ve kardeşlik duygusuydu hiç unutmamaktı.İnsanoğlu zaman içerisinde bu iki gerçeyi kah unuttu ,kah hatırladı. Kaynağı bir olan İnsanoğlu çoğu zaman bu kardeşlik duygusunu ,başına gelen felaketler ile daha derinden hatırladı. Bu millet bütün dünyaya parmak ısırtacak bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yer yüzüne indirildiğimiz günden beri  hep yapmamız ve hatırlamamız gereken iki şey bugünlere kadar ulaşageldi.Bunlar bizi yaratan Allahı ,ve kardeşlik duygusuydu hiç unutmamaktı.İnsanoğlu zaman içerisinde  bu iki gerçeyi kah unuttu ,kah hatırladı.</p>
<p>          Kaynağı bir olan İnsanoğlu  çoğu zaman bu kardeşlik duygusunu ,başına gelen felaketler ile daha derinden hatırladı.<br />
          Bu millet bütün dünyaya parmak ısırtacak bir alicenaplık ile hep mazlumun yanında yer almış ve kadirşinaslığını  her zaman göstermiştir.Bu gün olduğu gibi.</p>
<p>          Son deprem felaketi ile de gördükki bu Millet bu derin hasletlerini hiç unutmadı .Ne din,ne dil,ne ırk ayırımları bile bu  güçlü duyguyu silemedi ,engelleyemedi.Zira bu milletin genetik şifresinde mazlumun yanında olmak var.</p>
<p>          Bu deprem bir felaket olarak görülse de her şerde bir hayır vardır  gereği Milletimizin birlik ve beraberliğinin ortaya konulması açısından  ciddi bir turnusol kağıdı  vazifesi görmüştür.Milletimiz zor durumda kalan kardeşlerinin yardımına koşmuş ve kardeşliğin nasıl ortaya konulması gerektiğinin en güzel örneklerini sergilemiştir.</p>
<p>          Her ne kadar PKK terör örgütü ve onun işbirlikçileri yardımların halkımıza ulaşmaması için ciddi çalışmalar yürütmüşler ve halkımız arasında spekülatif dedikodular yayarak halkımız arasında nifak tohumları ekmeye çalışmışlarsada,kendi varlıklarını ölüm üzerine ve menfaat üzerine kuran bu şer örgütü   başarılı olamamış halkımızın alicenaplığı karşısında güneş altında kalan kar gibi erimiştir.</p>
<p>          İçinde  farklı ırk ve dini inaçlara sahip unsurları barındıran PKK  aslada başarılı olamıyacaktır. Deprem sonucu gün gibi ortaya çıkan kardeşlik ve dayanışma ruhu bu kanlı örgüt için zehir etkisi yapacakdır.Çocuğu,öğrencisi,yaşlısı,erkeği,kadını özveri ve üstün bir gayret ile yardımların kardeşlerimize ulaşması konusunda çalışmaktadır. </p>
<p>         Gün gibi ortaya çıkmıştır ki PKK kanlı terör örgütü başka bir vakıa Kürt kardeşlerimiz başka bir vakıadır.Bu husus asla birbirine karıştırılmamalı.Kin ve ayrılık tohumları ekecek her türlü girişimden uzak kalınmalıdır.</p>
<p>         Ölen kardeşlerimize Allahtan rahmet  ,yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyoruz.</p>
<p>         Bu Millet bütün unsurları ile büyüktür ve asla yıkılmıyacaktır.PKK şer örgütünün sonu gelmiştir.Kardeşliğimize devam ,devam<br />
devam.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.byenisehirlioglu.com/depremin-dusundurdukleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

